EDREMİT / GÜRE –

Kurban Bayramı tatili nedeniyle aile üyelerini ziyaret için Edremit’in şirin ilçesi Güre’ye giderken ilk kez gezeceğim yerleri plânlıyordum. İnsanık tarihinin ilk güzellik kraliçesi Afrodit’in ülkesi olan Edremit Körfezi’ni, kıyısında sıralanan asırlar boyu üzerinde bir çok medeniyetin kurulduğu, binlerce insanın uğruna öldüğü, efsaneler diyarı Ayvalık, Cunda, Akçay, Altınoluk, Küçükkuyu, Assos, Sarımsaklı ve daha bir çok yeri detaylı bir şekilde gezecektim.

Özellikle Afrodit’in bölgeye getirdiği özellikler ve tılsımı merak ediyordum.

Geçtiğimiz yıllarda ziyaret ettiğim Midilli (Lesbos) Adası’nın karşısında yer alan Edremit Körfezi’nin kıyısını oluşturan bölge hakkında bildiklerimi film şeridi gibi aklımdan geçiyordu.

Zeus’un kendisine verdiği altın elmayı uzatarak Afrodit’i, insanlık tarihinin ilk Güzellik Kraliçesi ilân eder.

Güre kaplıcaları ile ünlüydü. Tarihe bakılınca ise dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak biliniyordu. Mitolojide “Bin Pınarlı İda” olarak adı geçen Kazdağları’nda yaşayan tanrıların tanrısı Zeus’un karısı güçlü tanrıça Hera, Akıl Tanrıçası Athena ve Güzellik ve Aşk Tanrıçası Afrodit arasında Troya Hükümdarı Priamos’un oğlu Paris seçim yapar. Zeus’un kendisine verdiği altın elmayı uzatarak Afrodit’i, insanlık tarihinin ilk Güzellik Kraliçesi ilân eder.

Edremit-Balıkesir’de dünyaya gelen Hülya Avşar 1982’de Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği Kâinat Güzellik Yarışmasında birinci seçildi

AFRODİT’İN ÜLKESİNDE DOĞAN HÜLYA AVŞAR

Yıllar sonra Edremit’ten çıkan bir güzelin tacını kaybettiği halde Türkiye’nin en ünlü sanatçıları arasına girmesinin tılsımı acaba bu güzellik yarışmasında mı yatıyordu?
Emral ve Celal Avşar’ın ilk çocuğu olarak Edremit-Balıkesir’de dünyaya gelen Hülya Avşar 1982’de Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği Kâinat Güzellik Yarışmasında birinci seçildi. Fakat daha önce evlendiği ortaya çıkınca yarışma kuralları gereği tacı geri alındı. 1983 yılı Avşar’ın yaşamında dönüm noktasıydı. Fikret Hakan ve Salih Güney ile başrolü paylaştığı Haram filmi ile kariyerine başladı. Sonrasını ise herkes biliyor.

TOPRAK KOKUSU VE ZEYTİN AĞAÇLARI

İstanbul’dan akşam 10.00’da hareket eden otobüs 6 saat yolculuktan sonra eşimle beni sabah güneşin doğumuyla birlikte 05.00’te Güre’de Saruhan Oteli’nin önünde indirdi. Kuzenim Levent Baykal aracıyla gelerek aldıktan sonra zeytin ağaçları ormanının içinde uzanan yola doğru hareket ettik. Çevrede bulunan termal otelleri aşarak tamamen zeytin ağaçlarının sardığı iki katlı evine vardık. Odamıza yerleştik ve bir süre dinlendik. Uyandığımızda güneş pırıl pırıl parlıyordu ve çevreyi ısıtıyordu. Toprak kokusu ile temiz hava insanı sarhoş ediyordu. Zeytin ağaçlarının gölgesinde kahvaltı ettik.

Güre’nin yanında Orman Bakanlığı’na bağlı Pınarbaşı’na gittik.

AFRODİT’İN GÖZYAŞLARI

Edremit bölgesinde her yer çok yakın… Aracınız varsa en uzak mesafe yarım saat. Güre’nin yanında Orman Bakanlığı’na bağlı Pınarbaşı’na gittik. Akan bir suyun çevresinde dizili masalarda güzel havalarda yemek yeniyordu. Ormanın dışında bulunan yerin adı ise ilginçti. Kayalardan akan su nedeniyle restorana Afrodit’in gözyaşları denilmişti. Gezi boyunca ya Afrodit’e ya, Apollon’a rastladık. Bölgede otele, lokantaya, kafeteryalara Afrodit veya Apollon adı veriliyordu. Ormanda kısa gezimizden sonra Akçay’a yollandık.

O güzelim sahili derme çatma barakalar kirletiyor

SAHİLİ İŞGAL EDEN DERME ÇATMA BARAKALAR

Akçay sahilinde sadece kafelerin önünde bulunan alan gezinmeye uygundu. İnsanlar burada geziniyor ve banklarda oturuyordu.

Sokak aralarında ise hediyelik eşya satan bayanlar tezgâhlar kurmuşlardı.

Akçay’da çok bulunan emlâkçılar da şehir hayatından kaçarak bölgeye yerleşmek isteyenlerin ne kadar çok olduğunu gösteriyordu. Kafede birer çay içtik. Sahildeki Yörsan Kafe’nin mutfağı çok zengindi. Sabah kahvaltısı verdiğini gördük.

Önemli turizm merkezinde deniz kıyısını kapatan derme çatma barakaların çirkinliğine şaşırdım.

Sahilin diğer bölümleri deniz kıyısına kadar işgal edilmişti. Akçay’ın sahilinde sıralanan ve böylesine önemli turizm merkezinde deniz kıyısını kapatan derme çatma barakaların çirkinliğine şaşırdım. Barakaların kurulmasına izin veren yönetimlere kızmamak elde değildi.
Turizm adına Akçay içler acısı bir durumdaydı.Diğer sahilleri gezdiğimizde tüm sahilin aynı olduğunu gördük. İnsanlar burunlarının dibindeki denize girmek yerine daha uzaklara gitmek zorunda kalıyor veya kıyıda bırakılan dar aralıkları kullanıyorlardı.Turizm adına ise Akçay’ın dünyadan gelecek turistleri ağırlayacak yeterli tesisleri ve bir altyapısı olmadığını gördük Oteller ise yerli turiste razı, dünya turizm kurallarından uzak tesislerdi..

Hele güneşin batışında ufku kaplayan kırmızılık rüya gibiydi.

 

GÜNEŞİN YARATTIĞI GÜZELLİK

Vakit hayli geç olmuştu. Güneşin batmaya yaklaştığı sırada gökyüzünü kaplayan kızıllıklar ve bulutların renkten renge dönüşümü muhteşemdi. Manzaraya doyum olmuyordu. Hele güneşin batışında ufku kaplayan kırmızılık rüya gibiydi.

Sahilde birkaç balıkçı restoranı vardı. İskelede ise balıkçılar ağlarını kurutuyorlar ve hazırlıyorlardı. Birkaç kişide balık tutuyordu. Sahil gezimizi tamamladıktan sonra ertesi sabah Akçay sahilinde kahvaltı etmeye karar verdik.

Bahçede mangalda ızgara yaptığımız sardalya müthişti.

Eve dönerken bölgede en bol bulunan balık olan sardalya aldık. Bahçede mangalda ızgara yaptığımız sardalya müthişti. Temiz hava ile buluşan balık ziyafetine doyamadık.

YARIN: SARIKIZ EFSANESİ

Kaydet

Kaydet

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: