İSTANBUL- İstanbul’u yeterince tanıyor muyuz? Roma ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapan ve efsanelerle dolu İstanbul’un taşında toprağında tarih yatar. İstanbul’u gezerken gördüklerimi yazmazsam olmaz. Sizlere “İpucu” başlığı altında İstanbul’un sırlarına da yer vermek istiyorum. İnsan dünyayı gezmeden önce kendi ülkesini ve geçmişini tanımalıdır. Ünlü Fransız generalı Napolyon ne demiş: Dünya tek ülke olsaydı, İstanbul başkent olurdu. İşte sizlere dünya başkentinin sırlarından biri…
İstanbul’un şimdilerde gözde semtlerinden olan Kozyatağı eskiden İstanbul’un sayfiye yerlerindendi. Kozyatağı’ndan İçerenköy’e kadar uzanan hatta, Osmanlı devletini yönetenlerin herbiri hazine değerinde süslemelerle kaplı yazlık köşkleri bulunurdu. Bu köşkler Göztepe, Erenköy ve Bağdat Caddesi’ne kadar yayılırdı. Kısacası günümüzde Erenköy, Göztepe, Suadiye’yi kapsayan bu bölge İstanbul’un sayfiye bölgesiydi. İstanbul’u taş yığınına gömen, tüm güzellikleri ve şehrin ruhunu yokedenler yüzünden o mücevher değerindeki köşklerden günümüze sadece birkaçı kaldı.

PAPATYALAR’IN MERKEZİ OLACAKTI

Kozyatağı’nda belediye otobüslerinin hala “Köşk Durağı” diye bildiği Bayar Caddesi üzerinde biraz harabe halinde köşk vardı. Burası rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde gündeme geldi. O dönemde köşk Özal’ın eşi Semra Özal tarafından kurulan “Papatyalar” için merkez yapılmak istendi. Ancak bir türlü ayaklanamayanköşk bir gece esrarengiz bir şekilde yandı ve enkaz haline geldi.

HÜSEYİN AVNİ PAŞA KÖŞKÜ

Aslında köşk Sultan Abdülaziz Han‘ın tahttan indirilip şehit edilmesine sebep olan sadrazam ve seraskerlerden Hüseyin Avni Paşa’nın yazlık köşküydü. Yaklaşık 50-60 dönüm araziye yayılan ve bir bölümü çam ormanı olan köşkün 20 dönümü Türk sanayisinin önemli markalarından ve artık adı sanı kalmayan Vinilex’e satılmıştı. Uzun süre boş kalan araziye sonra üç blok halinde konutlar yapıldı. Çamlık bölümü Kriton Curi Parkı yapıldı. Yaklaşık 20 çam kesilip Acıbadem Kozyatağı Hastanesi konduruldu. Geri bölümüne ise STFA Konutları yapıldı. Arazinin ortasından ise Rıfkı Bey Sokağı geçirilerek Hüseyin Avni Paşa’nın yazlık köşkünün arazisi parçalandı.
Köşkün işlemeli ahşap bahçe kapısı bir gece antikacılar tarafından çalındı. Yerine teneke bir kapı konuldu. Ana kapının üzerindeki aynalık ise hala duruyor. Duvara bitişik olan kitabeli sebil çeşmede kapı ile birlikte çalınanlardan oldu. Köşkün yer aldığı bölem bir inşaat şirketine verildi. İnşaatçı bir fırsatını bulup bu birinci derecede tarihi eserin olduğu yeri unutturup yerine nasıl bir betön bina yapırım diye sabırla bekliyor.

HÜSEYIN AVNI PAŞA KIMDIR?

Gelelelim Osmanlı’nın darbeler tarihinde çok önemli yere sahip olan Hüseyin Avni Paşa’nın yaşamına ve akibetine…
Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülaziz Han‘ın tahttan indirilip şehit edilmesine sebep olan sadrazam ve seraskerlerdendir. Hüseyin Avni Abdülaziz saltanatında 15 Şubat 1874 – 26 Nisan 1875 tarihleri arasında bir yıl iki ay dokuz gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Bir hükümet toplantısına yapılan silahlı saldırıda öldü.

SULTAN ABDÜLAZİZ”İN ÖLDÜRÜLMESİNDE İNGİLİZ PARMAĞI
Sultan Abdülaziz Han, Mithat Paşa, Hüseyin Avni, Mütercim Mehmed Rüştü Paşa ile Şeyhülislâm Hasan Hayrullah Efendi’nin şahsî kin ve garezleri ve bazı yabancı devletlerin parmağı ve yardımları sayesinde yapılan bir darbe neticesinde tahtından indirildi.
Abdülaziz’in orduyu çağının modern silahlarıyla donatması, donanmayı dünyanın -İngiltere ve Fransa’dan sonra- 3. deniz gücü haline getirmesi, tahta çıkışından itibaren 450 km. uzunluğundaki demiryollarını üç katına çıkarması onu uluslararası güçlerin hedefi haline getirmişti.
İngiltere meşruti bir yönetimin kendi çıkarları açısından daha avantajlı gördüğünden Sultan Abdülaziz’in muhaliflerine destek verdi. Ayrıca Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın Rusya’ya yakınlığı da İngilizleri rahatsız eden unsurlardan biriydi.İmparatorluğun yönetimini kontrol edebilmek amacıyla İngiltere meşrutiyet taraftarlarını destekledi, hatta Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve öldürülmesinde aktif rol oynadı.
Nitekim Hâdiseyi işiten İngiliz Büyükelçisi Sir Henri Eliotte; “Midhat Paşaya bir şey oldu mu?” diye sormuştur. Çünkü, Abdülazîz Hanın tahttan indirileceğini bilen dört kişiden biri de bu büyükelçiydi. Midhat Paşa ve Hüseyin Avni’nin samîmi arkadaşıydı

SERASKER, BUGÜNKÜ MILLI SAVUNMA BAKANı OLDU

Hüseyin Avni Paşa, 1820 yılında Isparta Gelendost’ta doğmuştur. Babasının adı Müezzinoğlu Ahmed’dir. 15 yaşında İstanbul’a geldi. İstanbul’da bir müddet medresede okuduktan sonra 1837 yılında 17 yaşında Harbiye’ye girdi . 1838’de imtihanla onbaşı, 1839 Temmuzunda çavuş, sonra başçavuş oldu. 1842’de 22 yaşında mülazım (teğmen) oldu. 1849 yıIında kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu.
1852 yılında binbaşı rütbesi ve “bey” ünvanı alarak Harbiye’ye taktik öğretmeni oldu. 12 Haziran 1853’te yarbay rütbesiyle Şumnu’ya, sonra Sofya ‘ya gönderildi. Burada gösterdiği başarı üzerine miralaylığa terfi etti. Kars muhârebesinden sonra mirlivalığa yükseltildi. 1855 yılında paşa olan Hüseyin Avni, Kırım Harbi’ne katıldı. Kırım, Tuna ve Kafkas cephelerinde harbe katıldıktan sonra 1862’de ferikliğe terfi etti.
Sadrazam Fuad Paşa’nın himayesinde hızla yükseldi. Harbiye kumandanı ve Şûrâ-yı askerî reisi, daha sonra 1863 yılında müşir (mareşal) rütbesiyle Birinci ordu Kumandanı ve Serasker (bugünkü Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı görevine denk düşen unvan) oldu.

ABDÜLAZÎZ HAN’IN EŞİNE SÖZLE SARKINTILIK YAPINCA SÜRÜLDÜ

Kaba, görgüsüz ve laubali bir kişiliğe sahip olan Hüseyin Avni Paşa, bir Cuma selamlığı merasimi sırasında sultan Abdülazîz Han’ın zevcelerinden bir kadın efendiye sözle sarkıntılık yapınca, 1865’de vazifeden azledildi.
Bir müddet açıkta kaldıktan sonra 1867’de Girit daha sonra da Teselya valiliklerine tayin edildi. 1868’de Fuâd Paşa’nın tavsiyesiyle Âlî Paşa tarafından tekrar seraskerliğe getirildi. 1871’de Mahmûd Nedim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında seraskerlikten azledilerek Isparta’ya sürüldü. Isparta’da on bir ay ikâmet ettikten sonra affedildi. 1872’de Aydın (İzmir) valiliğine görevlendirildi. 1873’de de bahriye nazırlığına getirildi. Aynı sene içinde tekrar serasker oldu.

ÜÇ KEZ SERASKER OLDU

13 Şubat 1874’te seraskerlik uhdesinde kalmak üzere Sadrazam oldu. 1875’de sadrazamlıktan ve seraskerlikten azledildi. Aydın (İzmir) valiliğine gönderildi. Valilikten affını isteyen Hüseyin Avni Paşa, tedavi olunmak bahanesiyle Fransa‘ya gitti. Bir müddet Avrupa’da seyahat ettikten sonra aynı sene yurda döndü ve Konya valiliğine tayin edildi. Ama bir şekilde Konya’ya gitmekten kurtulup, İstanbul’da kaldı. 1875 senesi içinde üçüncü defa seraskerliğe getirildi ise de kısa bir müddet sonra tekrar azledildi. Ve Hüdâvendigâr (Bursa) vâliliğine gönderildi. Midhat Paşa‘nın medrese talebelerine gizlice para dağıttırması ve talebelerin ayaklanması üzerine vükelânın (bakanların) değiştirilmesine lüzum görüldüğünden, Hüseyin Avni Paşa da 13 Mayıs 1876’da son olarak seraskerlik makamına getirildi.

SULTAN ABDÜLAZÎZ HAN‘I, TAHTTAN INDIRMEYE KARAR VERDI

Ordunun idaresini fiilen eline alan Hüseyin Avni Paşa, şahsen kin duyduğu sultan Abdülazîz Han‘ı, tasarladığı üzere, tahttan indirmeye karar verdi. Bu hususta meşrûtiyet taraftarı görünen Şûrâ-yı devlet reîsi Midhat Paşa ile adam yokluğu sebebiyle sadâret makamını işgal eden, hiç bir iş beceremeyen, dirayetsiz, basiretsiz ve koltuğunu kaybetmemek için Hüseyin Avni Paşa’nın dümen suyunda hareket eden sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa ve Müfsîd İmâm lakabı ile tanınan Pâdişâh’ın istememesine rağmen Mütercim Rüşdî Paşa’nın zoru ile meşihat makamına getirilen şeyhülislâm Hayrullah Efendi de Hüseyiyserili Ahmed Paşa, askeri şûra reisi müşîr Redîf Paşa, askerî mektebler nâzırı Süleymân Paşa, donanma kumandanı mîrlivâ Ârif Paşa, kazasker Ahmed Hulûsî Efendi, “Abdülazîz’in hal’i için çarşaf kadar fetva veririm” diyen fetvâ emîni kazasker Filibeli Kara Halil Efendi de Hüseyin Avni Paşa’nın yanında yer aldılar.

SULTAN BEŞINCI MURÂD HAN PADIŞAH YAPıLDı

30 Mayıs 1876’da Abdülazîz Han’a karşı hazırladığı darbe plânını Midhat ve sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa’ya açtı. Süleymân Paşa, Pâdişâh’ı bir sûikastten korumak bahanesiyle 300 kadar Harbiye talebesi ile Suriye’den gelmiş olan ve Türkçe bilmeyen bâzı Arab bölüklerini peşine takarak Dolmabahçe sarayını kuşattı. Arif Paşa da donanmayı sarayın önüne getirdi. Sultan Abdülazîz Han tahttan indirilerek Velîahd Murâd Efendi, sultan beşinci Murâd Han ünvânıyla pâdişâh yapıldı. Abdülazîz Han, Hüseyin Avni Paşa’nın emri ile ezâ ve cefâ edilerek Topkapı Sarayı’na nakledildi. 2 Haziran 1876 günü ise, “Sultan beşinci Murâd Han’ın iradesiyle, denilerek, Fer’iye Sarayı’na götürüldü. Hüseyin Avni Paşa ve Kayserili Ahmed Paşa’nın insiyatifine terk edilen sultan Abdülazîz Han, sıkıntılı günler geçirdi.

İHTİLALCİLERİN YAĞMASI

Sultan Abdülaziz Han, Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrıldıktan sonra, geride kalan eşyalarının ve paralarının büyük bir kısmı bazı fırsatçı darbeciler tarafından yağmalandı. Sultan Abdülaziz Han’ın şahsî servetinin tamamına el konulmuş ve paralarının hazineye devrine dair komisyon tarafından bir karar alınmıştır. Mücevherler ise, satılmak üzere, Hiristaki isminde bir Rum sarrafa teslim edilmiş ve Paris’te daha pahalı satılır diyerek oraya gönderilmiş ancak, Hiristaki Efendi bir daha geri dönmemiştir. Böylece bir Türk hakanının mücevherleri, dolandırıcı bir Rum’un elinde kalmıştı

SULTAN ABDÜLAZÎZ’I ÖLDÜRTTÜ

Hüseyin Avni Paşa uzun zaman sarayda casusu olan ikinci mâbeynci Fahri Bey’i kendi arzularını yerine getirme işinde kullandı. Cezâyirli Mustafa Pehlivan, Yozgatlı pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan’ı Fer’iye Sarayı’na bahçıvan yaptırdı. Binbaşı Necib ve Binbaşı Ali Beyler de gelmişti. Reyhan ve Rakım Ağalar odanın kapısı önünde, kimsenin sokulmaması için nöbetçi bırakıldılar. Böylece katil heyeti sekiz kişi oldu.
Fahri Bey’le bu pehlivanlar, Sultân’ın kaldığı odaya girip, uzun bir mücâdeleden sonra bileklerini keserek pencereden bahçeye kaçtılar. İntihar süsü verilmek istenen sûikastten sonra, pencereden koparılan perdeye sarılan Sultan Abdülazîz’in cesedi Fer’iye karakoluna taşınıp neferlerin yattığı ot minderler üzerine atıldı. Bu acelenin asıl sebebi, padişahı katlettikleri sırada yaşanan boğuşma izlerini göstermemek ve muhtemel delilleri ortadan kaldırmaktı.

19 IMZALı RAPOR DÜZENLETTI

Daha önce plânladığı hâdiseyi duyar duymaz Kuzguncuk’taki yalısından kayıkla hemen Fer’iye’ye gelen Hüseyin Avni Paşa, Abdülazîz Han’ın intihar ettiği şeklindeki ölüm raporunu imzalamayan iki doktordan birini hemen Trablusgarb‘a sürdü. İkinci doktor Ömer Bey’in de apoletlerini (rütbelerini muayene etmek isteyince de; “Bu cenaze Ahmed Ağa, Mehmed Ağa değildir, bir pâdişâhındır. Onun her tarafını açıp size gösteremem” diyerek baştan ayağa kadar bir muayenenin yapılmasına mâni oldu.
Bunun üzerine hazır bulunan beş doktor Hüseyin Avni Paşa’nın emriyle, cesedin sâdece kollarını muayene ederek ve kendilerine gösterilen kanlı bir makasa bakarak bir rapor verdiler. Bu raporun da tam istediği gibi olmadığını söyleyen Paşa, 19 imzalı başka bir rapor daha düzenletti. Bu rapor da isteğe uygun görülmediğinden üçüncü bir rapora ihtiyaç duyuldu. Nihayet Hüseyin Avni Paşa ve adamlarının istediği şekilde bir rapor verildi! Bu ısmarlama rapordan sonra, hiç bir soruşturmaya gerek görülmeden, Abdülazîz Han’ın cesedi, esef verici bir şekilde Topkapı Sarayı’na götürüldü. 5 Haziran günü cenazesi büyük merasimle kaldırılarak, babası sultan İkinci Mahmûd Han’ın Çemberlitaş’taki türbesine defnedildi.

“BABAMIN KÂTİLLERİNİ GÖRDÜM!”
Sultan Abdülaziz 30 Nisan 1876’da hal’ edildi. Ve aynı senenin üç haziranında şehid edildi. 3 Mart 1924’te saltanat ailesi mensupları Türkiye’den sürgüne gönderildi. Bunun üzerine aile, İstanbul’dan çıkarak muhtelif yerlere dağıldı. Ailenin büyük bir kısmı Lübnan’a geldi. Bir kısmı Beyrut’a yerleşirken diğer bir kısmı da Cünye’ye yerleşti.
Nâzime Sultan, Sultan Abdülaziz Han’ın kızıdır. Babası şehid edildiğinde (1876) on yaşında idi. Annesi ise padişahın üçüncü hanımı olan Hayran-ı Dil Hanımefendi’dir. Hayran-ı Dil Hanımefendi Çerkez olup 1846 yılı Kars doğumludur. Bu padişah hanımından Dolmabahçe Sarayı’nda, ilk olarak 25 Şubat 1866’da Nâzime Sultan doğmuştur. Bilahare, sadece halife sıfatıyla Osmanlı’yı temsil edecek olan, Abdülmecid Efendi dünyaya gelmiştir. Hayran-ı Dil Hanım 26 Kasım 1895’te 49 yaşında olduğu halde Ortaköy’deki sarayda vefat etmiştir. Nâzime Sultan 1947’de, Beyrut’un Cünye kasabasında 80 yaşında vefat etmiştir.
Nâzime Sultan gördüklerini, 1940’lı yıllarda Beyrut’ta yaşadığı sırada aynı zamanda yeğeni ile evli olması hasebiyle akrabalığı da olan Adil Sulh isminde bir ilim adamına şöyle anlatmıştır:
“Kapılardan birinin örtüsünü kendime siper ederek olup biteni izlemeye başladım. Nihayet adamlar babamın şiddetli mukavemetinden sonra onu bir köşede sıkıştırarak ele geçirdiler. Sonra sırt üstü yere yatırdılar. İkisi sağ koluna, ikisi sol koluna, ikisi sağ ayağına, ikisi sol ayağına oturdular. İçlerinden biri bir ustura ile iki elinin atardamarlarını kesti. Çok kan kaybedinceye kadar üzerinden inmediler. Babam bu hal üzere ruhunu teslim etti. Sonra onu pencerelerden birinin perdesine sardılar. Girişte olan karakola götürdüler. Mithat Paşa da orada idi. Babama karşı niyetlerinin kötü olduğu baştan belli idi. Zira babam hal’ edildikten sonra münadileri mahallelere gönderip ‘Sultan Abdülaziz öldü. Sultan Murad onun yerine geçti’ diye nida ettirdiler.
Ben babamın hükümlerinde hatasız olduğunu iddia etmiyorum. Zira hata yapmayan ancak Allahü Teâlâ’dır. Fakat şunu kati olarak ifade edebilirim ki babam, ülkesinin sadık bir hizmetkârı idi. Milleti için çok şeyler yaptı. Orduyu kuvvetlendirdi. Osmanlı donanmasını dünyanın ikinci donanması yaptı. Güzel ahlaklı, yumuşak huylu ve tövbekâr bir insandı. Edip ve kâtipti. Resmî yazıları harika birer edebî eser parçası idi. Arap ve Fars edebiyatını çok iyi bilirdi. Mahir bir ressam idi. İstirahat vakitlerini zaman zaman Dolmabahçe Sarayı’ndaki boğaza nazır hususî odasında geçirirdi.
“Nâzime Sultan burada ağlamaktan yutkunamadı ve bir müddet sessiz kaldıktan sonra ‘Babama haksızlık ettiler’ dedi

ÇERKEZ HASAN ABDÜLAZÎZ HAN’ıN INTIKAMıNı ALDı

15 Haziran 1876 gecesi Midhat Paşa’nın konağında Hüseyin Avni Paşa dahil diğer paşalar toplanmışlardı. Sultan Abdülazîz Han’ın kayınbiraderi, 26 yaşındaki Erkân-ı harb kolağası Hasan Bey (Çerkez Hasan) Abdülazîz Han’ın intikamını almak üzere, silâhlandı. Midhat Paşa’nın konağına gitti, Resmî üniformalı olduğu için toplantı salonuna rahatça girdi. Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı ve hâriciye nâzırı Râşid Paşa’yı vurarak öldürdü. Hüseyin Avni Paşa’nın cenazesi ertesi günü Süleymâniye Câmii hazîresinde Âlî Paşa’nın kabrinin ayakucuna defnolundu. Yaralı olarak yakalanan Çerkes Hasan Bey de ertesi gün Bâyezîd meydanında îdâm edildi.

PADIŞAH ABDÜLAZIZ HAN’IN İNTIKAMINI ALAN ÇERKES HASAN

Çerkes Hasan, genç yaşında Abdülaziz Han’ın katlinde büyük rol oynayan Hüseyin Avni Paşa’yı öldüren ve bu uğurda canını feda eden subaydır.
Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesinde ve katlinde mühim rol oynayan Hüseyin Avni Paşayı öldüren subay. 1850 senesinde Silivri’de doğdu. Babası Çerkeslerin Zevş kabilesi beylerinden, İsmâil Bey, Rus mezâliminden dolayı Kuzey Kafkasya’dan Anadolu’ya yerleşmiş bir Çerkes Beyi idi. Çerkes Hasan, 1864’te kardeşi Osman Beyle birlikte Bahriye İdâdîsine girdi. Sonra bu okulun kara kısmına geçerek teğmen oldu. Subay çıktıktan sonra bir yandan atıcılığı ve biniciliği ile pâdişâhın takdîrini kazandı. Aynı zamanda ablası Neşerek Kadınefendi, Sultan Azîz’in zevcesi olduğu için kendisi de pâdişâhın kayınbirâderi oluyordu. Şehzâde Şevket Efendi ile Esmâ Sultânın dayısıdır. Bu yüzden Sultan Abdüzazîz Hanın büyük oğlu Yûsuf İzzeddîn Efendinin yâverliğine getirildi.

“KİNİM DİNİMDİR”

30 Mayıs 1876 günü Sultan Abdülazîz birkaç insafsız ve safdil devlet adamının şahsî çıkarları uğruna ve batılıların da kışkırtmalarıyle tahttan indirildi. Bunların başında “Kinim dînimdir!” diyecek kadar kindâr olan Hüseyin Avni Paşa geliyordu.
Hasan Beyin “soğuk algınlığı” sebebiyle hasta olan ablası Neşerek Kadınefendi, Sultan Abdülazîz Hanın hal’ edildiği gün, Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına nakledilmesi esnâsında mücevher sakladığı şüphesiyle omuzundaki şal, pâdişâhın gözleri önünde darbeciler arasında bulunan Binbaşı İzzet Bey tarafından çekilip alınarak hakârete uğramıştı. Kadınefendi, omuzları açık olarak boğazı geçmiş ve hastalanmış, Sultan Azîz’in ölümü üzerine de şok geçirerek 11 Haziran günü vefât etmesi Çerkes Hasan Bey’i iyice bilemişti.

AVNI PAŞA, ÇERKEZ HASAN’I TEHLİKELİ GÖRDÜ

Sultan Abdülaziz’in tahttan indirildikten beş gün sonra, 1876 Haziran’ındaki feci ölümü özellikle kendi yakınlarını çok üzmüştü. Bunlardan birisi de Sultan Abdülaziz’in eşlerinden Nesrin veya Neş’erek Kadın Efendi’nin kardeşi ve padişahın kayınbiraderi olan Çerkes Hasan Bey’di. Hasan Bey, Sultan Abdülaziz’in bir darbeyle tahttan indirilmesi ve ölümünde birinci derecede rol oynayan Serasker Hüseyin Avni Paşa’ya karşı bir intikam hırsına kapılmıştı.
Hüseyin Avni Paşa, hal’den sonra Çerkes Hasan’ın İstanbul’da Birinci Orduda bulunmasını tehlikeli görmüştü. Bu sebeple kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesiyle onu merkezi Bağdat’ta olan Altıncı Orduya tâyin etmişti. Ancak Hasan Bey gelişen olaylar üzerine Bağdat’a gitmeyi reddetti. Bilhassa ablasına karşı yapılan muâmele kendisini son derece sarsmış olup, Hüseyin Avni Paşaya haddini bildirmeye karar vermişti. Bağdat’a gitmeyi reddeden Hasan Bey tutuklandı ise de, gideceğine söz verdiği için serbest bırakıldı.

BAŞTAN AYAĞA SİLAHLANDı

Bağdat’a gitmeyi reddedince tutuklandı. Gideceğine söz verince serbest bırakıldı.
Bilhassa ablasına karşı yapılan muamele kendisini son derece sarstı ve Hüseyin Avni Paşa’ya haddini bildirmeye karar verdi.Bekar olan Hasan Bey, eniştesi Ateş Mehmed Paşa’nın Cibali’deki evinde, dul halasının yanında oturuyordu.
Bu konağa gidip baştan ayağa silahlandı. Görevden alınmasına rağmen halâ hassa yaveri kordonlarını takıyordu. Çerkes Hasan akşam olunca, önce Hüseyin Avni Paşa’nın Kuzguncuk’daki konağına gitti. Hizmetçilerinden onun Midhat Paşa’nın konağında olduğunu öğrenince geri döndü.

MİDHAT PAŞA’NIN BAYEZIT’DAKİ KONAĞINDA TOPLANTIYI BASTI

Abdülaziz Han’ı şehid ettiren paşalar, başarılarının zevki içinde bazı devlet mes’elelerini görüşmek için 15 Hazıran gecesi Midhat Paşa’nın Bayezıt’daki konağında toplanmışlardı. Konakta, sadrazam Rüştü Paşa, serasker Hüseyin Avni Paşa, hariciye nazırı Reşid Paşa, bahriye nazırı Kayserili Ahmed Paşa, Cevdet Paşa, Şerif Hüseyin Paşa, Maliye nazırı Yusuf Paşa, Halet Paşa ve Müşir Rıza Paşa bulunuyordu. Hasan Bey, Midhat Paşa’nın konağına rahatlıkla girdi. Üniformalı olduğu ve sarayla ilgisi bulunduğu için hizmetçiler haber getirdi zannettiler. Bu sebeble kolayca konağın üst katına çıktı Elinde tabancalarından biri olduğu halde kablnenin toplantı yaptığı salona girdi.

KAMASINI KARNINA SAPLADI, AĞZINI KULAKLARINA KADAR KESTİ

‘Davranmayın!’ diye bağıran Hasan Bey, aynı zamanda tabancasını ateşleyerek Hüseyin Avni Paşa’yı göğsünden ve karnından vurdu. Orada bulunan paşalar korku içinde bitişik odaya sığınırlarken, Hüseyin Avni Paşa can havliyle kendini sofaya attı. Lakin Hasan Bey onu öldürmeye azmetmişti. Üzerine yürürken beline sarılan ve kendisini durdurmaya çalışan bahriye nazırı Kayserili Ahmed Paşa’nın ellerini ve kulaklarını doğradı.

PAŞANIN AĞZINI KULAKLARINA KADAR KESTI, 5 KIŞI ÖLDÜRDÜ

Daha sonra Hüseyin Avni’nin üzerine çökerek kamasını bir kaç defa karnına sapladı. Ağzını kulaklarına kadar kesti. Avni Paşa’yı öldürdükten sonra salona dönen Hasan Bey, hariciye nazırı Raşid Paşa’yı da öldürdü. Kayserili Ahmed Paşa, yaralı halde salonun bitişiğindeki odaya sığındı. Çerkes Hasan, Midhat ve Ahmed paşaları da öldürmek için sığındıkları odanın kapısını omuzladı. Arkasına konan masanın üzerine şişman HaIet Paşa oturtulduğu için kapıyı zorladığı halde açamadı. Bu arada Hasanpaşa karakolundan askerler ve zaptiyeler gelip konağa ateş açmışlar ve yirmi kadarı, süngü ile yukarı çıkmıştı. Bunun üzerine Çerkes Hasan: “Ben askere silah atmam” diyerek silahlarını verdikten sonra karakoldan gelen askerlere teslim olmuştu.
Merdivenlerden inerken, bahriye kolağası Şükrü Bey tarafından ağır şekilde tahkir olunması üzerine, bir kaç manga asker arasında çizmesinde sakladığı küçük tabancasını çıkarıp onu da öldürdü. Çerkes Hasan bu vak’ada beş kişi ôldürdü.

BAYEZıT MEYDANıNDA IDAM EDILDI

Yaralananların sayısı çeşitli kaynaklarda 2 ila 10 kişi arasında olduğu söylenmektedir. Bunların hepsini Hasan Bey yaralamış olmayıp, bazısı asker tarafından aşağıdan açılan ateş neticesinde başından ve sırtından yaralanmıştır.
Çerkes Hasan, yakalandıktan sonra şimdiki İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasının yanındaki Süleymaniye Kışlası’na götürüldü. Yaralarını tedavi ettirmeyen Hasan Bey, Divan-ı harpte yargılanarak, rütbeleri geri alınmış ve idamına karar verilmişti.

GÖNÜLLERDE MILLI KAHRAMAN OLDU, HAKKıNDA MERSIYELER YAZıLDı

Sorgusu sırasında; ‘Nefsim için bu işi yapmadım, millet için yaptım. Gayem; bundan sonra kimse padişah hal’ etmek falan gibi şeylere cesaret edemesin’ demiştir. Cemaziye’l-evvel 1293 (Haziran 1876) Cumartesi sabaha karşı Beyazıt Meydanı’nda bir dut ağacına asılarak idam edilmiş, cesedi iki gün orada kaldıktan sonra Edirnekapı mezarlığına defnedilmişti.
Diktatör olarak bilinen Hüseyin Avni Paşa’nın ölümü halk arasında sevinçle karşılandı. Çerkes Hasan’a ise o nisbetle acı duyuldu ve gönüllerde milli kahraman olarak yerleşti.
Edirnekapı’ya defnedilen Çerkes Hasan Beyin demir parmaklıklı mezârının büyük taşında “Ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden İsmâil Beyin oğlu olup, Harb Okulunu bitirip, kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden Çerkes Hasan Beyin kabridir” yazılıdır.
Senâi, Naim, Hilmi Efendiler, Müşir Eşref Paşa gibi şairler, Çerkes Hasan Bey hakkında mersiyeler yazarak kahramanlık ve cesaretini terennüm ettiler. Eşref Paşa mersiyesinden bir bölüm:
Rabb-i izzet Cennet etsin kabrini Çerkes Hasan
Kâmet-i Avni’ye ol esnada biçmişti kefen.

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

Save

592 total views, 0 views today

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: